tugba

Kullandiginiz kahvenin saf olup olmadigini anlamaniz oldukça basittir. Bir bardagin üçte ikisini suyla doldurun. Buna bir tutam toz kahve atin. Kahve, suyun üstünde kalirsa, safligindan emin olabilirsiniz. Ama, bes dakika sonra bardagin dibine iner ve suya karisirsa, kahvenizin içinde baska karisimlar var demektir.

KOKUSU:

Çekilmis kahveye küçük bir seker veya bir tutam tuz eklerseniz kokusunu arttirmasini saglarsiniz.

BAYATSA:


Kahveniz bayatlamissa, kullanmadan önce, kisik ateste hafif kavurursaniz, hem rutubeti gider, hem de kokusu tazelenmis olur.
tugba
Hepimizin olmustur mutlaka buzdolabinda 1 domates.1 biber ,biraz yesillik kaldigi zamanlar.Bunlarin bir hal caresine bakip alisverise oyle gidelim diye ugrasirken cok ta aciktigimiz bir gunde elimde olanlarla yaptim bu yemegi.Fakat siz malzemeyi arttirarak daha fazla yapabilirsiniz.Begeneceginizi umuyorum.Simdiden afiyet olsun……..




MALZEMELER: ( 7 tane kucuk patates icin)

  • 7 tane kucuk boy patates
  • 3 yemek kasigi kiyma
  • Yarim sogan
  • Orta boy yesil biber
  • Tuz karabiber kirmizi biber
  • Siviyag

SOSU ICIN:

  • 2 domates
  • 2 dis sarimsak
  • 1 yemek kasigi siviyag

ON HAZIRLIK :

Once patatesleri soyup alttan ve ustten tepsimize oturacak sekilde kesiyoruz.Meyve oyacagi ile iclerini oymaya basliyoruz.Hepsini bitrdikten sonra tavaya yagimizi koyup her tarafini kizartiyoruz. Cevresinden kestigimiz parcalarida kizartip bir kenara aliyoruz.




ICININ HAZIRLANMASI:
Tavaya yagimizi alip isitiyoruz.Yemeklik dogradigimiz soganlari biraz kavruduktan sonra,kucuk kucuk dogradigimiz yesil biberi tavaya koyup biraz daha kavuruyoruz.Uzerine kiymayi ekleyip rengi degisene kadar kiymayi pisiriyoruz.(Ben icine oydugumuz patateslerin icinden cikanlari kucuk kucuk dograyip ekledim israf olmasin diye) Tuz,karabiber,kirmizi biberini alisik oldugumuz tamak tadimiza gore arttirip azaltabiliriz.



SOSUN HAZIRLANMASI :

Domateslerin kabuklarini soyup yemeklik dogruyoruz.Tavaya 1 yemek kasigi siviyagi koyup isitiyoruz .Icerisine ister kucuk kucuk dogranmis ister sarimsak ezeceginde ezilmis sarimsagi ekleyin.Hemen yanacagi icin birkez karistirip domatesleri ekleyin.Domatesler suyunu salinca ve pisince ocaktan alin.


YAPILISI :

Kizarttigimiz patatesleri isiya dayanikli bir tepsiye diziyoruz.Hazirladigimiz icten tatli kasigi yardimiyla tika basa olmayacak sekilde dolduruyoruz kapaklarini kapatiyoruz . Domates sosunuda hepsinin uzerinde gezdirerek dokuyoruz.Ve 1 cay bardagi sicak suyu tepsinin heryerine gezdirip ekliyoruz.185 C (370 F) de isittigimiz firina koyup suyunu cekene kadar pisiriyoruz.



tugba
Beyaz mi kirmizi et mi? diye hep birini birine tecih etmeliymisiz gibi sorular cikar karsimiza.Aslinda asagida ikisinin de faydalarini okuyup ,dengeli tuketmek en dogrusudur.!!!!!!

Hayvansal protein kaynağı olarak süt ve ürünleri ile birlikte etler beslenmede önemli yer tutar. Vücut kısa süreli protein yetersizliklerini giderebilse de, eğer uzun süre yeterli proteini almazsa, yıkılan hücreler yenilenemez. Vücut proteinlerinin oluşumu için kaynak, yiyeceklerin içinde bulunan proteinlerdir. Genelde tüm hayvansal besinler ve bazı bitkisel besinler protein içerir. Ancak her besinin içerdiği protein miktarı farklıdır. Ayrıca proteinlerin vücutta kullanılabilme oranı da değişiklik gösterir. Hayvan etlerinden sağlanan proteinlerin sindirilebilirlik oranları yüzde 90 -100, tahıllardan gelen proteinin sindirilebilirliği ise yüzde 79-90 civarındadır.

Aşırı protein alımı zararlı Bitkisel proteinlerde bazı elzem aminoasitler de tam değildir. Bu sebeple, özellikle büyüme için bitkisel proteinler tek başına gereksinimi karşılamaz. Bu besinler mutlaka hayvansal protein ile birlikte tüketilmelidir. Hayvansal proteinler vücutta çok daha iyi kullanılır ve insan vücudunda bulunmayan elzem aminoasitler açısından da daha yeterlidir. Bu sebeple de “iyi kalite protein” olarak adlandırılırlar. Ancak unutulmamalıdır ki, aşırı protein alımı da sakıncalıdır. Gereksinimden iki kat fazla protein alınırsa, idrarla vücuttan kalsiyum atımı artar, karaciğer ve böbreklerin yükü harabiyete sebep olur.

TAVUK ETİ

Tavuk eti yağsız, proteince zengin ve liflerinin kısa oluşu nedeniyle çiğnenmesi ve hazmı kolay bir gıdadır. Ekonomik oluşu sayesinde de bol miktarda tüketilebilecek önemli bir protein kaynağıdır. Tavuğun parçalarının her biri farklı özelliktedir, aile içinde farklı tercihlere böylelikle çok rahat çözüm olur. Örneğin protein daha çok göğüs etinde, yağ ise boyunda yoğunlaşmıştır. Göğüs eti en düşük yağ (yüzde 9) ve en az kolesterol (67 mg/100 gr) içeriğine sahip olan parçadır.
Protein ve yağ içerikleri açısından önemli avantaja sahip olan tavuk eti özellikle demir, fosfor ve B grubu vitaminlerinin de iyi kaynağıdır. Tavuktaki but eti, göğüs etine göre daha fazla B2 vitamini (riboflavin) ve B1 vitamini (tiamin), daha az da niasin vitamini içerir. Tavuk but etinde, göğüs etine kıyasla demir, çinko ve sodyum içerikleri de daha fazladır.

Pişirme yöntemi çok önemlidir

Pişirme sırasında, pişirme yöntemi ve koşullarına bağlı olarak bazı vitaminlerde kayıp olabilir. Vitamin B6 ve pantotenik asit pişirme suyuna geçerek azalabilir bu sebeple tavuk suyunu dökmeyin, mutlaka değerlendirin.
Tavuk etini ızgarada kömürleştirmeyin, alevle temasını engelleyin, çünkü kanserojen maddeler oluşabilir.
Pişmiş tavuk etinin besleyici değeri yeniden ısıtılması ile az da olsa bir miktar azalma gösterir. Tekrar tekrar ısıtmaktan kaçının, mümkün olduğunca pişirir pişirmez tüketmeye özen gösterin.

Tavuk etini birçok çorbaya katmanız hem lezzet açısından hem de besin değeri açısından sofranıza zenginlik katacaktır.
Haşladığınız veya ızgara yaptığınız tavukları salatalarınızın üzerine koyarak yeni ve değişik lezzetler oluşturabilirsiniz.
Nohut veya kuru fasulye yemeği pişirirken tavuk ilave ederseniz protein kalitesi ve dengesi çok iyi olur.
Ispanaklı börek yaparken tavuk ilave ederseniz, besin alımınızı güçlendirebilirsiniz veya tavuk ile bezelyeyi, karıştırarak börek içi hazırlayabilirsiniz.
Çocuklarınızın en sevdiği yemeklerden olan makarnaya ilave edeceğiniz tavuk, besin öğesinden zengin bir öğün oluşturabilmenizde size kolaylık sağlar.

BALIK VE OMEGA 3 YAĞ ASİDİ

Son yıllarda özellikle kirli deniz ve göllerden tutulan balıklarda sağlığa zararlı bazı kimyasalların bulunması, birçok kişiyi balık yemekten vazgeçirebiliyor. Oysa en az haftada iki kez balık tüketilmesi gerek. Çünkü balıktan alınacak Omega-3 yağ asidinin çok yararlı etkileri var.

Omega 3 nedir?
Omega 3 vücut tarafından yapılamayan ve dışarıdan yiyeceklerle alınması gereken doymamış yağ asitlerindendir.
En iyi Omega 3 kaynağı balıktır. Omega 3 yağ asitlerinin yararlarından her yaş grubundaki bireyler yararlanmalıdır.

Yapılan çalışmalar, Omega 3 yağ asitlerinin LDL kolesterol denilen kötü huylu kolesterolü düşürdüğü, iyi huylu kolesterolü yani HDL kolesterolü artırdığını belirtmektedir. Bu durumda kalp damar sağlığını koruyucu etki gösterir. Bunun yanı sıra, trigliserid seviyesini düşürür, aterosklerotik plak oluşumunu engeller. Damar sağlığını koruyucu etki gösterir.

Çocuklarda zekâyı geliştirir
Zekâ gelişiminde balığın özellikle çocuklarda zekâyı geliştirici özelliği vurgulanmaktadır. Bu beyindeki yağın ana bileşiminin Omega-3 yağ asitleri içeren DHA (Docosa Haxaenoic Acid) olmasındandır.

Deniz ürünleri beyin için çok yararlı besinlerdir.
Omega 3 yağ asidinin öğrenme kabiliyetini artırıcı etkisi vardır.
Hamilelik sırasında, bebek Omega 3 yağ asitlerini anneden alır. Bu nedenle, hamilelik sürecindeki annenin balık tüketmesi gereklidir.
Çocukların sürekli ve iyi bir Omega 3 yağ asidi kaynağına ihtiyaçları vardır. Omega 3 yağ asidi alımı ile konsantrasyon-larını korumalarını sağlamak mümkün olabilmektedir. Bu, yetişkinler için de geçerlidir.
Balık eti, iyi kolesterolün kötü kolesterole oranını artırarak kardiyovasküler sistem için çok faydalı olur.


KIRMIZI ETIN FAYDALARI:

Vitamin B12 hayvansal gidalarda bulunur. Karbonhidratlar, protein ve yaglarin isleme tabi tutulmasi için gereklidir. Özellikle sinir hücrelerinin büyümesi ve tüm hücrelerin tamirinde ve protein olusumunda aminoasitlerin islevinde önemli rol oynamaktadir. Folik asit ile bilesimi sinir hücrelerinin kiliflarinin korunabilmesi ve DNA sentezi için gereklidir; sinir iletilerini kolay-lastir. B12 vitamini ince barsaklarda emilir. Diyetle yetersiz alinim, bazi hastaliklar sebebi ile ince barsaklardan yetersiz emilim B12 vitamin eksikligini olusturur. Hafif derecede B12 eksikligi çok sik görülür. Uyusukluk, unutkanlik, sabahlari yataktan yorgun kalkma gibi belirtiler verir. Agir vitamin B12 eksikliginde ise sinir fonksiyonlarinin bozuldugu kronik hastaliklar ortaya çikmaktadir, kalici sinir harabiyetine yol açabilir.


B12 EKSIKLIGI


Yas ilerledikçe vitamin B12 eksikliginin görülme sikligi artmaktadir. Arastirmalar 65 yasin üstündeki kisilerin yaklasik yüzde 40'inda vitamin B12 eksikligi oldugunu göstermektedir. Bu yaslarda görülen bazi zihinsel bozukluklar ve depresyonun bu nedenle olusabilecegi düsünülmektedir.
Çocuklarda görülen astimlarin, depresyonun, seker hastaligina bagli nöropatilerin, düsük sperm sayisi ve spermlerdeki hareket yetersizliginin tedavisinde de B12 vitamini kullanilmaktadir.
kaynak:www.gencyasam.net

tugba
tugba
Kahve’nin anavatanı olan Etiyopya’nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu. Meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı kullanılıyor ve "sihirli meyve" olarak adlandırılıyordu. Kahve, ünüyle birlikte hızla Arap yarimadasi'na yayıldı ve 300 yıl boyunca Habeşistan'da keşfedilen yöntem ile içilmeye devam edildi. 14. yüzyılda ise yepyeni bir keşif ile ateşte kavrulan kahve çekirdekleri, ezildikten sonra kaynatılarak içime sunuldu. Kahve’yi ilk olarak işleyip içmeye başlayan Yemen'deki sufi tarikatıdır. Buradan 1470’li yıllarda Aden’de , 1510’da Kahire’de 1511’de Mekke ‘de görülmüştür.

Yavuz Sultan Selim döneminde, 1517'te, Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul'a getirmiştir.

Kahve, kısa zamanda itibarlı bir içecek olarak saray mutfağında yerini aldı ve büyük ilgi gördü. Saray görevleri arasına "kahvecibaşı" adında bir de rütbe eklendi. Padişahın ya da bağlı olduğu devlet büyüğünün kahvesini pişirmekle görevli olan kahvecibaşı, sadık ve sır tutmasını bilenler arasından seçilirdi. Osmanlı tarihinde kahvecibaşılıktan sadrazamlığa yükselenlere bile rastlandı.

Saraydan konaklara ardından evlere giren kahve, İstanbul halkının kısa sürede tutkunu olduğu bir lezzet haline geldi. Satın alınan çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulup, dibeklerde dövüldükten sonra cezvelerde pişiriliyordu.

1544 yılında İstanbul’da Tahtakale’de iki Suriyeli Arap ilk kahvehaneyi açmışlardır

İstanbul'a gelen Venedikli tacirler, çok sevdikleri bu içeceği Venedik'e taşıdı. Böylece Avrupalılar kahveyle ilk kez 1615'te tanışmış oldu. Önceleri limonata satıcıları tarafından sokaklarda satılan kahve, 1645'te açılan İtalya'nın ilk kahvehanesinde yerini aldı. Kısa zamanda sayıları hızla çoğalan bu kahvehaneler de; diğer pek çok ülkede olduğu gibi özellikle sanatçıların, öğrencilerin ve her kesimden halkın bir araya gelerek sohbet ettikleri en gözde yerler oldu. Kahve Paris’e 1643, Londra’ya 1651’de ulaştı.

Avrupalılar dünyanın çeşitli yerlerinde kahve plantasyonları kurdular. Endonezya-Cava’da 1712 yılında kahve tarımı başladı. Hollanda Cava ve Doğu Hint Adaları’nda, Fransa Antiller'de kahve yetiştirdi.

Kahveye Dair Rivayetler

Kaldi adındaki çoban

8. yüzyıl ortalarında Habeşistan Kaffa'da yaşayan Khaldi adındaki bir çobanın bir çalıya ait kırmızı meyveleri yemesinin ardından hayvanlarının daha hareketli oldukları dikkatini çekmiş ve kendisi de bu meyveyi denemiştir. Verdiği hissi ve keyfi sevince diğerlerine de haber vermiş ve kahve bugünlere kadar gelmiş.

Yemenli Şeyh Şazili

Şeyh Şazili 14. yüzyıl sonlarında Yemen’de yaşamış olması muhtemel bir Sufi Şeyhi’dir. Kahveyi ilk içtiği rivayet edilen kişilerden biridir. Anadolu’da kahve falı için kahve fincanı kapatılırken Şeyh Şazili ruhuna fatiha okunurmuş.

ez-Zebhani

16. yüzyılın Arap yazarı Ceziri’ye göre kahve’yi ilk içen kişi ez-Zebhani olarak bilinen YemenliEtiyopya’ya giden Zebhani orada kahve içen insanlarla karşılaşmış; Aden’e döndüğünde hastalanmış ve aklına kahve içmek gelmiş. Kahve onu iyileştirmiş. Kahve’nin yorgunluk ve uyuşukluk giderme, canlılık ve dinçlik kazandırma özelliklerini keşfetmiş.

Süleyman peygamber

16. yüzyıl rivayetlere göre de kahveyi içen ilk kişi Süleyman'dır. Süleyman yolculukları sırasında uğradığı bir şehirde şehrin sakinlerinin bilinmeyen bir hastalığa yakalandığını görür ve Cebrail’in buyruğu üzerine Yemen’den gelen kahve çekirdeklerini kavurarak bundan hazırladığı içeceği hastalara verir. Bunu içen hastalar iyileşir.

[http://tr.wikipedia.org Türkçe Vikipedi]
tugba

MALZEMELER:
  • 6-7 tane patates(buyukce)
  • 1 kucuk kutu konserve bezelye
  • 1 kucuk kutu konserve misir
  • 1 kucuk kutu konserve havuc
  • 1 kucuk kase dogranmis salatalik tursusu
  • 8 yemek kasigi yogurt
  • 3 yemek kasigi mayonez(cok seviyorsaniz arttirabilirsiniz)
  • 1 cay kasiginin ucuyla kirmizi ve yesil gida boyasi(istege bagli)
  • tuz
  • birkac parca maydonoz sapi
YAPILISI:

  • Patatesleri haslayip ,soyalim ve bir catal yardimiyla damak tadimiza gore tuz atip iyice ezelim.
  • Yogurt ve mayonezi iyice krema kivamina gelinceye kadar ayri bir kapta cirpalim.
  • Bezelye,misir,havuc ve salatalik tursusunu bir kapta hazirladigimiz yogurtlu karisimdan 2 yemek kasigi kadar alip soslayalim.
  • Borcam,kelepceli kalip vs, hafifce islatip ezilmis patatesin bir kismini tabana bosluk kalmayacak sekilde yerlestirelim.
  • Uzerine ic harci yayalim.
  • En uste ise ezilmis patatesten bir avuc ayiralim(cicekleri yapmak icin)kalani ile harcimizin ustunu kapayalim.
  • Bu da bittikten sonra yogurtlu karisimi ustune iyice yayalim.
  • Buzdolabina koyalim.Cicekleri yapmaya basliyalim.
  • Ayirdigimiz bir avuc patatesi ikiye bolelim.Iki ayri renk gida boyasiyla renklendirelim.
  • Sonrada 6 kirmizi 1 yesil olacak sekilde yuvarlaklar yapalim.Cicegimizi olusturalim.Dallari icinde maydonoz sapini kesip koyalim.
  • Cok zor gelmesin sadece detayli yazdim:)
Etiketler: 0 yorum | edit post
tugba
Birkac gundur bloguma ara verdim ve eklenmesi gereken o kadar sey birikmis ki ,artik kollari sivayip bir yerden baslamam gerektigini dusundum.Bloguma ara vermemin nedeni canim arkadasim ve komsum Ayse'ye supriz parti hazirligi yapiyor olmamdi.Ayse'nin yuzundeki mutlulugu gormekte butun yorgunluklari aldi goturdu.Bu resimde o gunden geriye kalan bir kare.Supriz parti hazirliginda yardimci olan ve leziz ikramlariyla partiye renk katan Esin ablam'a,Canil'a,Elif'e,Fadime'ye,Elife'ye cook tesekkur ederim.Bir dahaki partide gorusmek dilegiylee....
Masadaki lezzetlerin tariflerini en kisa zamanda yazicam.:)
Etiketler: 0 yorum | edit post